İnsan Vücudunun Yapısı ve Fonksiyonları | Cankurtaran Temel Bilgileri

Cankurtaranlar için insan vücudu: kalp ve kan dolaşımı, solunum sistemi, baş ve duyu organları ile dalışta basınç dengesi ve barotravma hakkında temel bilgiler.

Bir cankurtaran için insan vücudunun yapısını ve fonksiyonlarını bilmek büyük önem taşır. Bu bilgiye sahip olan kişi kendi vücudunu tanır; acil bir durumda hangi yaşamsal işlevin bozulduğunu doğru anlayarak gerekli önlemleri alabilir.

Vücut, farklı yapı ve fonksiyonlara sahip çok sayıda hücreden oluşur. Hücrelerin bir araya gelmesiyle, vücutta belirli görevleri yerine getiren organlar meydana gelir. Bazı organlar çift olsa bile her organ hayati önem taşır.

Kalp ve Kan Dolaşımı

İnsan vücudu gibi çok hücreli bir organizmanın, hücrelere oksijen ve diğer maddeleri taşımak için özel bir kan dolaşımı sistemine ihtiyacı vardır. Bu dolaşımın motoru kalptir.

İnsanda iki çeşit kan dolaşımı bulunur:

  • Büyük (vücut) kan dolaşımı: Organizmadaki tüm hücreler oksijen içeren kanla beslenir; geri dönüşte metabolizma atıkları taşınır.
  • Küçük (akciğer) kan dolaşımı: Az oksijenli kan akciğerlere taşınır. Akciğerdeki gaz değişimiyle (karbondioksit dışarı verilerek) oksijenle zenginleşen kan tekrar kalbe döner ve büyük dolaşıma katılır.

Kan dolaşımı atardamarlar ve toplardamarlardan oluşur. Vücudun tüm dokularında ince duvarlı kılcal damarlar yer alır. Kalbe geri dönüş toplardamarlarla yapılır; doku sıvılarının bir kısmı ise lenf sistemi üzerinden geri akar. Kalp atış sayısı, kişinin yaşına ve vücut aktivitesine bağlıdır.

Kanın Görevleri

Kan, vücuda özgü bir sıvı olup başlıca iki işlevi yerine getirir:

  • Taşıma fonksiyonu: Oksijen, besin maddeleri, metabolizma atıkları ve hormonların taşınması.
  • Savunma fonksiyonu: Akyuvarlar ve antikorlar aracılığıyla mikroorganizmalara ve zehirlere karşı koruma; ayrıca pıhtılaşma yoluyla yaraların kapatılması.

Yetişkin bir insanda toplam kan miktarı, vücut ağırlığının yaklaşık %8'i, yani ortalama 5–7 litre kadardır. Kan kaybının tolere edilebilirliği şöyledir:

  • %10 (yaklaşık 0,8–1 litre): Genellikle tolere edilebilir.
  • %30 (yaklaşık 1,5–1,8 litre): Ani kayıp tehlikelidir.
  • %50 (yaklaşık 2,5–3 litre): Ani kayıp ölümcül olabilir.

Derinin Verdiği İpuçları

Kalbin, dolaşımın ve solunumun düzenli çalıştığı durumda deri yeterince oksijenli kanla beslenir; pembe renkli, sıcak ve dinlenmede kurudur. Bedensel zorlanmada deri daha çok kanlanır, kırmızı–koyu kırmızı bir renk alır ve terle kaplanır.

Dolaşım veya solunum bozulduğunda ise deri daha az kanlanır; soğuk ve çoğu zaman soğuk terle kaplı olur. Özellikle tırnak dipleri, dudaklar ve kulak memelerinde soluk–mor (siyanoz) bir renk görülür. Bu belirtiler, cankurtaran için kazazedenin durumunu değerlendirmede önemli işaretlerdir.

Solunum

Solunum denildiğinde iki süreç anlaşılır:

  • Dış solunum: Oksijenin (O₂) vücut hücrelerine taşınması ve karbondioksitin (CO₂) dışarı atılması.
  • İç solunum: Oksijen yardımıyla hücrelerde gerçekleşen yakma (enerji üretme) işlemi.

Solunum, beyindeki solunum merkezi tarafından vücudun ihtiyacına göre yönetilir. Soluk alma refleksi, kandaki karbondioksit düzeyine bağlı olarak, doğrudan kalbin arkasındaki aort kemerinde algılanan kimyasal uyarılarla oluşur.

Soluk alırken göğüs kafesi yükselir (aktif hareket) ve akciğer hacmi büyür. Soluk verirken göğüs kafesi iner (pasif hareket), akciğer hacmi küçülür ve hava dışarı çıkar.

Solunum Yolları

Dış solunumda, soluğu ileten sistem ile gaz değişimi yapan sistem ayrı ele alınır. Burun/boğaz bölgesinden bronşların sonuna kadar olan bölümde gaz değişimi yapılmadığından bu bölüm soluk iletim sistemi ya da ölü boşluk olarak adlandırılır; yetişkinde yaklaşık 150 ml'dir.

Burundan akciğere giden yolda solunan hava temizlenir, ısıtılır ve nemlendirilir. Ağızdan soluk almak da mümkündür; ancak bu durumda havanın temizlenmesi ve ısıtılması burundan solumadaki kadar etkili olmaz.

Havanın izlediği yol sırasıyla şöyledir:

  1. Burun
  2. Boğaz bölgesi (farinks)
  3. Gırtlak (larinks)
  4. Gırtlak kapağı (epiglottis)
  5. Soluk borusu (trakea)
  6. Bronş kökü
  7. Bronşlar
  8. Bronşioller
  9. Alveoller (hava kesecikleri)

Burun ve ağız boşluklarının birleştiği boğaz bölgesinde solunum ve yemek yolları karşılaşır. Yutkunma sırasında gırtlak kapağı soluk borusunu kapatır (yutkunma refleksi) ve gıdalar yemek borusuna yönlendirilir. Yine de yabancı bir madde soluk borusuna kaçarsa öksürük refleksi devreye girerek maddeyi dışarı atar. Bu koruyucu refleksler, bilinç açık olduğu sürece doğru çalışır.

Soluk borusu yaklaşık 12 cm uzunluğundadır ve 15–20 adet nal şeklindeki kıkırdak halkayla desteklenir; arka bölümü esnek dokudan oluşur. Göğüs kafesinin ortasında soluk borusu sağ ve sol ana bronşlara ayrılır. Sol ana bronş daha az dik iner ve daha uzundur. Bronşlar giderek dallanır (bronşiyal ağaç); en küçük bronşlar bronşiol olarak adlandırılır ve uçlarında hava kesecikleri (alveoller) yer alır.

Gaz Değişimi

Alveollerin çapı yaklaşık 0,02 mm'dir. Akciğerde, gaz değişimi için yaklaşık 200 m²'lik bir alan sağlayan tahminen 500 milyon alveol bulunur. Soluk alırken oksijen, alveol duvarından ve kılcal damar duvarından geçerek kana karışır; aynı anda kandaki karbondioksit alveollere alınır ve soluk verirken dışarı atılır.

Akciğer, sağ ve sol olmak üzere iki kanattan oluşur ve akciğer lobu denilen kısımlara ayrılır: Göğüs kafesindeki yerleşime bağlı olarak sağ akciğer üç, sol akciğer iki loptan oluşur. Göğüs bölgesi neredeyse tamamen akciğer ve kalple doludur; göğüs omurları, kaburgalar ve göğüs kemiğinden (sternum) oluşan göğüs kafesiyle çevrilidir. Diyafram, göğüs bölgesini karın bölgesinden ayırır. Akciğer zarı (plevra) ise göğüs bölgesini içten kaplayan ve akciğerin üst yüzeyini saran nemli bir zardır.

Kana karışan oksijen, alyuvarların (eritrosit) hemoglobinine bağlanır. Temiz kanda yaklaşık %21, kirli kanda yaklaşık %17 oranında oksijen bulunur. Kandaki yeterli yüksek karbonik asit düzeyi, soluk alma refleksinin ortaya çıkması için gereklidir.

Soluk Alıp Vermenin Bileşimi (Yaklaşık)

Gaz Soluk Alma Soluk Verme
Nitrojen (N₂) %78 %78
Oksijen (O₂) %21 %17
Karbondioksit (CO₂) %0,03 %4
Asal gazlar %1 %1

Soluk alıp verme frekansı (dakikadaki soluk sayısı), kişinin yaşına ve bedensel zorlanmasına bağlıdır.

Baş ve Duyu Organları

Baş bölgesinde, sabit çeperleri olan ve burun–boğaz bölgesine havalandırma bağlantıları bulunan boşluklar (sinüsler) yer alır. Havalandırma yolları basit olduğundan basınç dengelemesi çoğu zaman küçük bir sorun oluşturur; ancak sabit çeperleri nedeniyle bu boşluklar basınç değişimine karşı pek dayanıklı değildir.

Yüksek dış basınç, ayrıca polipler, mukoza şişkinlikleri (nezle) veya diğer enfeksiyonlar boşluk girişini kapatabilir ve doku sıvısı ile kanın iç basınçla boşluğa girmesine yol açabilir.

Dalış sırasında bozulan basınç dengesi, kendini alın ve çene bölgesindeki boşluklarda batma hissi veren bir sancıyla belli eder; bu sancı genellikle dalışı sonlandırmakla giderilebilir. Dalış hemen bitirilmezse burun boşluklarında enfeksiyon gelişebilir. Hava dolu bir vücut boşluğunda basınç değişimi nedeniyle oluşan bu tür zararlara barotravma denir.

Kulak ve Basınç Dengelemesi

Orta kulak, özellikle barotravma tehdidi altındadır ve barotravma 1 m derinlikten itibaren meydana gelebilir.

Östaki borusu (kulak borusu), orta kulağı burun/boğaz boşluğuna bağlayarak basınç dengesini sağlar. Mukoza duvarlı, dudak şeklindeki bu açıklık kolayca yapışabilir (nezle, bademcik iltihabı vb.) ve basınç dengelemesini engelleyebilir.

Yutkunma ve çiğneme hareketleri, boru ağzındaki kaslara etki ederek rahatlama sağlayabilir. Ayrıca alt çene öne doğru itilerek dikkatlice basınç eşitlemesi denenebilir. Bir diğer yöntem: Ağız kapalıyken burun tutulur ve soluk veriyormuş gibi yapılır.

Önemli kurallar:

  • Basınç eşitlemesi asla zorla yapılmamalıdır; aksi halde mikroplar orta kulağa ulaşabilir.
  • Nezle veya benzeri bir durumda basınç eşitlemesi yapılmamalı, bu hâlde dalınmamalıdır.
  • Basınç dengelemesine kulak zarında büyük bir basınç farkı oluşmadan, dalışın hemen başında başlanmalıdır.
  • Kulaktan gelen ağrı sinyali asla göz ardı edilmemeli ve daha derine inilmemelidir.

Basınç dengesi yerine gelmediğinde batıcı bir ağrı hissedilir. Kulak zarı, yüzme havuzu derinliğindeki suda (yaklaşık 2,80 m'ye kadar) bile yırtılabilir. Kulak zarının hasar görmesiyle su orta kulağa sızabilir; enfeksiyona, iç kulak (denge) işlevinin bozulmasına, yön duygusu kaybına, mide bulantısına ve kulak çınlamasına neden olabilir.

İç kulak; denge ve hareketten sorumlu yarım daire kanalları (labirent) ile sesi algılayıp beyne ileten salyangoz (koklea) ve işitme sinirinden oluşur.

Kulak tıkaçları hakkında: Tıkaçlar dalış için son derece tehlikelidir ve yalnızca sığ suda işe yarar. Yüzme sırasında rahatsızlık vermezler; örneğin orta kulak iltihabında doktor tavsiyesiyle yüzmeye devam etmeyi mümkün kılabilirler. Ancak kulak tıkaçlarıyla kesinlikle dalınmamalıdır.